16 Ağustos 2023 Çarşamba

EKONOMİK KRİZ: Suni Refah Uğruna İnşaat Sektörü Temelli Ekonomik Yapılanmanın Türkiye'ye Zararları

 Türkiye Milenyuma kadar çeşitli sebeplerden ötürü ekonomik krizler yaşamıştı. Halk bir türlü arzu edilen refah ve bolluk seviyesine en azından orta - uzun vadeli erişememişti. 94'ün ardından 2001 ekonomik krizinin yaşanması Türk halkında bir ekonomi psikozu yaşatmıştı. 

AKP 2002'de iktidara geldiğinde Türk halkının en hassas karnının refah ve hizmet olduğunu bildiği için kolları sıvadı ve harekete geçti.

Halihazırda ekonomik kriz yeni atlatılmış Kemal Derviş politikaları sayesinde nispeten dengeli bir ekonomik zemin oluşmuştu. Dünyada da Türkiye gibi Brezilya ve Meksika benzeri gelişmekte olan ülkelere para akışının fitili ateşlenmiş, ABD piyasaya Dolar pompalamaya başlamıştı.

AKP hükümeti tüm bu sebeplerce oldukça şanslıydı çünkü bugüne kadar ekonomiden illallah etmiş ve hizmete susamış halk bir krizi daha yeni atlatmış, Kemal Derviş Politikaları ile krizden çıkılmış, ABD piyasaya Dolar pompalamış, gelişmekte olan ülkelere yatırım trendi olmuştu.

AKP bunu kısa - orta vadeli süreç için oldukça etkili fakat uzun vadede büyük yapısal sorunlara neden olacak bir ekonomik politika ile daha da perçinledi. İnşaat sektörü. İnşaat sektörü oldukça verimli ve dallanıp budaklanarak etrafını besleyen bir sektördür. Çimento fabrikasından PVC pencere işletmesine, Cam sektöründen boya sektörüne, lojistik firmalarından mobilya imalathanelerine kadar binbir çeşit sektörü besleyip ülkede birçok istihdam alanı açarak işsizliği düşürür, refah getirir ve hareketliliği son derece yüksek kılar. Ayrıca müteahhitler ve inşaat sektöründeki demirbaşlarla kendi yandaş ve fondaşlarınızı yaratabilir gücünüze ortak ettiğiniz bu faktörlerle iktidarın sona ermesini sadece siz değil oluşturduğunuz oligarklar da istemez ve canla başla mücadele eder.

Emlak balonu 2018 gibi patlayınca Türk Ekonomisi de serbest düşüşüne başladı. 

Türk halkının bir diğer hassas karnı da hizmetti. Halihazırda bolluk olan ülkede bir de özelleştirme politikaları ile sıcak para el yakmaya başladı. Bu gelen paralarla da yol, köprü, hastane ve camiler yaptırılarak AKP öncesi pek de hizmetten faydalanamamış halkın gözü boyandı ve ortaya son derece etkili bir slogan çıktı: 'Belediye işi gönül işi'

Türk solu büyük ölçüde özelleştirmeye karşı çıksa da aslında özelleştirme kötü bir şey değildir. Kötü olan peşkeştir. Usulüne uygun ve şeffaf yapılmış bir özelleştirme ile rekabet artabilir, devletin ve dolayısıyla vatandaşın üstündeki yük azalabilir.


Türk Ekonomisi Neden Bu Halde, Neyi Yanlış Yaptık

Türkiye doğalgaz ve petrol gibi enerji kaynaklarında dışa bağımlı bir ülke olduğu için bu alanda ülkemizde ciddi bir döviz çıkışı söz konusu. Dolayısıyla bizim ülkemize diğer ülkelerden bile daha fazla döviz çekerek dengeyi yakalamamız hatta artıya geçmemiz gerekmektedir. Bunun yolları ise ihracat, turizm ve dış yatırımdan geçiyor.

Dolar'ın 2010'lu yıllarda neredeyse TL ile aynı değerde olması ithalatı daha cazip kıldı. Türkiye'de maalesef katma değeri yüksek üretim yapılmıyor, yurtdışına da ihraç edilemiyor. Hatta buğday, kırmızı et, patates, soğan gibi en basit ve temel ihtiyaç kalemlerini bile ithal ederek daha da kötü sonuçlara neden oluyor.

Turizmde ise maalesef potansiyelimizin altında kalıyoruz. Türkiye'ye gelen turistler genellikle ekonomik olarak ülkelerinin orta - alt sınıfına mensup olduğundan çok fazla harcama yapmıyorlar. Ülkemize gelen turist sayısı grafiği dünyada en iyi sıralarda olsa da turistin harcadığı para bağlamında iyi bir sıralamaya sahip diyemeyiz. Gelen turistler de genellikle Antalya, İstanbul ve Muğla gibi yerlere gidiyor, Türkiye'nin geri kalan değerleri bu anlamda heba oluyor, dolayısıyla bir PR sorunu da var diyebiliriz. Fakat yine de turizm bu üç döviz getirebilme faktörü arasında en iyi yere sahip alan.

Türkiye artık dış yatırımcı için cazip bir ülke değil, dış yatırımcıyı çekebilme kapasitemiz ise maalesef yıldan yıla düştü. Bunun sebepleri demokrasi ölçütlerinde serbest düşüşte olmamızla doğru orantılı. Özellikle 16 Nisan 2017 referandumu sonucu Türk tipi başkanlık sisteminin gelmesi ile kuvvetler ayrılığından pek de eser kalmadı, daha otoriter ve tek adama bağlı bir yönetim zaten yılda birkaç kez tek gecede gelen kararlarla ekonomi bakanının, merkez bankası başkanının değişmesi ile kendini gösterdi. Tüm bu sebepler ise, Türkiye'nin öngörülemez ve tek adamın keyfine bağlı bir biçimde yönetildiğinin kanaatine sebep oluyor. Haliyle de dış yatırımcılar öngöremediği, parasının yarın bir gün ne olacağını bilemediği, ekonomik politikalarının çok hızlı değiştiği Türk ekonomisini riskli bulduğundan para yatırmıyor.

2020 Pandemisi de ülkemizi oldukça olumsuz etkiledi. Ben 2023 kasım veya 2024 Kasım gibi bir stagflasyon bekliyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir Din Olarak Kapitalizm: Buyurgan Panteizm

     Nietzsche, Tanrı öldü söylemi ile modern insanın, semavi dinlerdeki bilhassa Hristiyanlıktaki paradigmayı yıkıp yepyeni bir düzene geçi...